Francis Schaeffer

 

Bütün Gerçeklik (videoyu izleyin, İngilizce, 1 saat, real player)
Hristiyanlığı Kültürel Tutsaklığından Kurtarmak
by Nancy Pearcey

Konuşma yaptığım konferansta öğle yemeğinde bana katılan bir okul öğretmeni "Daha önceki kitabınız Hristiyanların sadece bireylerin değil kültürlerin tümünün kurtarmaya çağrıldığı söylüyor" yorumunu yaptı. Sonra düşünceli bir biçimde ekledi "Bunu daha önce hiç duymamıştım".

Öğretmen “Şimdi Nasıl Yaşamalıyız?” dan bahsediyordu ve bu sözü üzerine tabağımın üstünden ona şaşkınlıkla baktım. Gerçekten kültürün her alanında kurtarıcı bir güç olduğu fikrini bile duymamış olduğunu mu söylüyordu? Kafasını salladı "Hayır, kurtuluşun her zaman tam olarak kişisel /bireysel , canların kurtuluşuyla ilgili olduğunu düşünmüştüm".

O konuşma “Şimdi Nasıl Yaşamalıyız?”daki dünya görüşleri temalı, devam niteliğinde ikinci bir kitap yazma kararımı pekiştirmeye yardımcı oldu. Sadece birkaç yıl önce, bir önceki bölüme başladığımda, dünya görüşü ifadesini kullanmak kimsenin favori açılış cümlesi değildi. İnsanlara dünya görüşü hakkında bir kitap yazdığınızı söylediğinizde donuk bakışlarla karşılaşma ve konunun çabucak değiştirilmesi riskiyle karşı karşıyaydınız. Fakat bugün, ülke genelinde yolculuk ederken müjdeciler arasında tamamen kişisel imandan öteye gitmek, Kutsal Kitabın prensiplerini işe, ticarete ve politikaya uyarlamak için bir isteklilik seziyorum. Herhangi bir Hristiyan yayınını açın ve içinde büyük olasılıkla dünya görüşü konferansları, dünya görüşü kuruluşları ve dünya görüşü programları ile ilgili yarım düzine ilan göreceksiniz. Açıktır ki bugünlerde bu ifadenin kendisi bile güçlü bir pazarlama kaşesine sahiptir. Bu da Hristiyanlar arasında, hayatlarına birlik getirmek için herşeyi kapsayacak bir çerçeveye karşı olan derin açlığa işaret etmektedir.

 

Bu kitap bu açlığa işaret etmekte ve dünya görüşü hareketini geliştirmek için yeni bir yön sunmaktadır. İmanımızın "dinsel gerçekliğin" özel alanı içinde kilitli kalmasını sağlayan dünyevi/kutsal ayrımını tanımlamanıza yardımcı olacaktır. Kendi hayatınızda ve işinizde bir Hristiyan dünya görüşü oluşturmak için sizi pratik, şekillendirilebilir basamaklardan geçirecektir. Postmodern bir dünyada karşılaştığımız kafa karıştırıcı düşünce labirentleri ve ideolojilerle kesişecek biçimde bir dünya görüşü çerçevesini nasıl uygulayacağınızı öğretecektir. Dünya görüşü çalışmalarının amacı Hristiyanlığı kültürel tutsaklığından salıvermek ve dünyayı değiştirecek gücünü serbest bırakmaktır.

 

Ünlü Vaftizci vaiz Charles Spurgeon, "Müjde kafese kapatılmış bir aslan gibidir" demiştir. "Savunulmaya değil sadece kafesten salıverilmeye ihtiyacı vardır." Bugün bizim yaşadığımız bu kafes Hristiyanlığı kişisel bir inanç meselesine indirgeyen dünyevi/kutsal ayrımındadır. Kafesin kilidini açmak için Francis Schaeffer'in dediği gibi,



Hristiyanlığın sadece dinsel bir gerçeklik değil bütün gerçeklik olduğuna tam olarak ikna olmamız gerekmektedir.
____________________________________

 

Politika Yeterli Değil

Bugün bir dünya görüşü mesajının o kadar zorlayıcı olmasının nedeni hâlâ köktenci erken yirminci yüzyıl döneminin etkisinde olmamızdır. O zamana kadar Müjdeciler Amerika'da bir kültürel üstünlük konumunun tadını çıkarmışlardı. Fakat Scopes davasından [Ç.N. ABD’de 1920’lerde Gelenekçiler ile Modernizm yanlılarının kültürel değerlerin kaybı konusundaki kaygılarına ilişkin ünlü dava kastedilmektedir. ] ve teolojik modernleşmenin yükselmesinden sonra tutucu dinciler kendi içlerine döndüler: Vagonları bir halka haline getirdiler, bir zihniyet kalesi geliştirdiler ve "ayrılıkçılığı" pozitif bir strateji olarak taçlandırdılar. Sonra 1940'larda ve 1950'lerde kaleyi yıkmak için bir hareket başladı. Kendilerini yeni-müjdeciler olarak adlandıran bu grup çevremizi kuşatan kültürden kaçmak için değil onunla içiçe geçmek için çağrıldığımızı savundular. Sadece kişileri değil aynı zamanda sosyal yapıları ve kuruluşları da kapsayacak kurtulma içerikli bir vizyon yaratmak arayışındaydılar.

Hevesle dolu oldukları halde pek çok Müjdecinin başarılarını ciddi bir biçimde sınırlayan bu iş için gerekli olan kavramsal araçtan yoksun olmalarıydı. Örneğin yakın geçmişte pek çok Hristiyan, Amerikan toplumundaki ahlâki ve sosyal düşüşe tepki olarak politik hareketliliği benimsediler. Gittikçe artan sayıda imanlı ofis işleri aramakta; kiliseler seçmen kayıtları organize etmekte; sivil toplum grupları hızla çoğalmakta; Hristiyan yayınlarının ve radyo programlarının gündemlerinde toplum meseleleri hakkında yorumlar sunulmaktadır. Bu artırılmış etkinlik toplum hayatının birçok alanına pek çok iyi sonuç kazandırmış olmakla beraber etkisi çoğunun umduğundan çok daha az olmuştur. Neden? Çünkü genellikle Müjdeciler sahip oldukları tüm yumurtaları aynı sepete koymaktadırlar: Politikanın daha çok kültürü yansıttığını aksinin doğru olmadığını farketmeden - toplumsal alanda bir değişiklik yaratmanın en hızlı ve en kesin yolu olduğu için - politik etkinliğe atladılar.

Müjdecilerin politikaya olan büyük aşklarını Hristiyan bir avukatla ilgili bir hikayeden daha iyi hiçbir şey gösteremez. Başkentte bir iş bulmayı düşünürken kendisine "Ya burda kalıp avukatlık yapmaya devam edersin ya da Washington'a gelip kültürü değiştirebilirsin." diyen Washington bölgesindeki bir hizmet başkanına danıştı. Bunun anlamı kültürel değişimi etkileyebilmenin tek yolunun ulusal politikadan geçtiği idi. Bugün savaş yorgunu politika savaşçıları bu stratejinin limitleri konusunda daha gerçekçi olabilmektedirler. Senato Çoğunluk Lideri Bill Frist'in politik danışmanı Bill Witcherman "politikanın kültür kaynağından çıkan nehrin yönünde aktığını, bunun tersinin doğru olmadığını" anlamış bulunduklarını söylemektedir. "Gerçek değişim kültürle başlamalıdır. Capitol Hill'de bizim yapabileceğimiz tek şey hükümetin sağlıklı kültürel akımlar yetiştirmesi için yollar bulmaya çalışmaktır."

Buna benzer olarak bir zamanlar bir Kongre üyesi bana "Politikaya 1973'teki kürtaj kararından sonra atıldım çünkü onun ahlâkî reforma olan en hızlı yol olduğunu düşünmüştüm. Aslında yasamaya ilişkin bazı zaferlerimiz oldu ama kültürü kaybettik." demişti. Sonunda farkına vardığı şey en etkili çalışmanın sıradan Hristiyanların Tanrının kültürde reform çağrısını kendi yerel etki alanlarında - ailelerinde, kiliselerinde, okullarında, çevrelerinde, işyerlerinde, profesyonel organizasyonlarında ve şehir kuruluşlarında - yerine getirmeleriydi. Kongre üyesi cümlelerini süreklilik gösteren bir değişimi etkileyebilmek adına "Hristiyan bir dünya görüşü geliştirmeliyiz." diyerek sonlandırdı.


Çocuklarımızı kaybetmek

Sadece "kültürümüzü kaybetmiş" değiliz aynı zamanda kendi çocuklarımızı da kaybetmeye devam ediyoruz. Hristiyan evlerde yetişmiş dindar genç insanların koleje başladıktan sonra inançlarını terketmeleri tanıdık fakat trajik bir hikayedir. Bu gidişata neden bu kadar sıklıkla rastlanmaktadır? Çoğunlukla genç İnanlılara nasıl Kutsal Kitaba uygun bir dünya görüşü geliştirecekleri öğretilmediği için. Bunun yerine Hristiyanlık, dinî bir inanış ve kişisel adanma alanı ile sınırlandırılmıştır.

Yakın zamanda çarpıcı bir örnek okudum. Bir Hristiyan okulundaki bir teoloji öğretmeni uzun adımlarla sınıfın ön tarafına doğru yürüyerek tahtanın bir tarafına kalp diğer tarafına da beyin çizmiş. Bu ikisi tahtanın bu iki ucunun olduğu gibi birbirinden ayrıdır, demiş: Kalp din için kullandığımız, beyin ise bilim için kullandığımızdır.

Kurmaca bir hikaye mi? Hristiyanlığın aydınlık karşıtlığının bir karikatürü mü? Hayır bu hikaye o gün o sınıfta olan genç bir bayan tarafından anlatıldı. Daha kötüsü iki yüz civarında öğrenci içinden itiraz eden bir tek kendisi olmuştu. Görünüşe göre geri kalanlar dini "kalp" alanına sınırlamakta olağan olmayan bir taraf bulmamışlardı.

Hristiyan ebeveynler, pastörler, öğretmenler ve gençlik grup liderleri olarak sürekli olarak genç insanların güçlü kültürel eğilimlerin altında yatan güçle aşağı çekilmelerine şahit oluyoruz. Eğer onlara tüm verdiğimiz bir "kalp" dini ise çekici fakat tehlikeli fikirlerin tuzağına karşı koymalarına yeterli olacak kadar güçlü olmayacaktır. Genç inanlılar aynı zamanda evlerinden ayrıldıklarında karşılaşacakları, birbiriyle çekişen dünya görüşlerini analiz ve kritik etmek için gerekli donatıyı sağlayacak, dünya görüşü ve inanç savunması eğitimi verecek bir "beyin" dinine de ihtiyaç duymaktadırlar. Önceden uyarılır ve önceden donatılırlarsa en azından bu genç insanların kendilerini sınıf arkadaşları veya meslektaşları arasında azınlıkta bulduklarında savaşma şansları olur. Gençleri bir Hristiyan aklı geliştirmeleri için eğitmek artık bir seçenek değildir; yaşamı sürdürmede önemi olan donatıların bir parçasıdır.

 

Kalbe Karşı Beyin

Bir Hristiyan dünya görüşü oluşturmanın ilk adımı "kalp" ve "beyin" arasındaki bu keskin ayrımın üstesinden gelmektir. Hayatın kutsal alana - ki tapınma, kişisel ahlâkı içerir- karşı dünyevî alan -bilimi, politikayı, ekonomiyi ve geriye kalan tüm toplumsal arenayı içerir - olarak ikiye ayrıldığını reddetmek zorundayız. Kafamızdaki bu ayrım Müjde'nin gücünü bugünün tüm kültürünün içine salıvermemize en büyük engeldir.

Üstelik, sosyologların toplumsal/kişisel ayrım olarak adlandırdıkları daha geniş bir bölünme ile, modern toplumun yapısının tamamı, parçalarına ayırarak güçlendirilmektedir. Peter Berger "Modernleştirme beraberinde sosyal hayatın alışılmadık bir şekilde bölünmesini getirmektedir" diye yazmıştır. "Bölünme, toplumsal alanda [bununla eyalet, akademi ve büyük dernekleri kastetmektedir] yer alan çok büyük ve güçlü kuruluşlar ile özel alan arasındadır " - aile, kilise ve kişisel ilişkiler alanı.

Büyük kamu kuruluşları "bilimsel" ve "değerlerden bağımsız" olduklarını iddia etmektedirler - ki bu da değerlerin kişisel seçimin kişisel alanı mertebesine havale edilmesi anlamına gelir. Berger'in açıkladığı gibi: "Kişi, anlamlı bir kimlik oluşturmada çok önemli olan, dinî tercihini ifade etmekten cinsel bir hayat biçimi sürdürmeye kadar büyük bir yelpazedeki faaliyetler içinde kendi yöntemleriyle yalnız bırakılmaktadır". Bu bölünmeyi şu diagramla ifade edebiliriz:

Modern toplumlar keskin olarak bölünmüşlerdir:

 

ÖZEL ALAN
Kişisel Tercihler

________________________________

TOPLUMSAL ALAN
Bilimsel Bilgi

 

Kısaca özel alan ahlâkî görecelikle dalgalanmaktadır. Berger'in "dinî tercih" ifadesini kullanmasına dikkat edin. Dine, boyun eğdiğimiz objektif bir gerçek gözüyle değil kişisel zevk meselesi olan bir seçim gözüyle bakılmaktadır. Bu nedenle bu bölünme bazen gerçek/değer ayrımı olarak adlandırılmaktadır.



Değerler keyfî, varoluşçu kararlara indirgenmiştir.

 

DEĞERLER
Kişisel seçim

_______________________________

GERÇEKLER
Herkesi bağlayan

 

Schaeffer'in açıkladığı gibi, gerçek konusunun kendisi bölünmüştür - bu iki katlı bir bina benzetmesi ile açıkladığı bir süreçtir: Alt katta herkesi bağlayan, toplumsal gerçekliği gözüyle bakılan bilim ve sağduyu yer almaktadır. Bunun karşıtı, kişisel anlamın mekânı olan anlaşılamaz deneyimler üst kattadır. Bu, insanların "senin için doğru olabilir ama benim için doğru değil" dediğini duyduğumuz özel gerçekliğin alanıdır.

 

İki-alanlı gerçek teorisi:

 

ÜST KAT
Makul olmayan, Anlaşılamaz

__________________________________________

ALT KAT
Makul, doğruluğu kanıtlanabilir

 

 

Schaeffer yazarken portmodernizm terimi henüz uydurulmamıştı fakat onun bahsettiği kesinlikle buydu. Bugün üst katta postmodernizm bulunurken alt katta hâlâ evrensel, objektif gerçek olduğunu iddia eden modernizmin olduğunu söyleyebiliriz.

Bugünün iki katlı gerçeği:

POSTMODERNİZM
Subjektif, Belirli Gruplara Göre Değişen

____________________________________________

MODERNİZM
Objektif, Evrensel Olarak Geçerli

 


Bu bölünmenin farkına varmayı öğrenmemizin önemli olmasının nedeni toplumsal alanda Kutsal Kitap perspektifini mantıksız gösterecek tek en güçlü silah olmasıdır. İşte çalışma prensibi: Çoğu Sekülarist, dine doğrudan saldırmak veya yalan olduğunu söyleyerek çürütmek için fazla politiktirler. O zaman ne yapıyorlar? Dini, doğru ve yanlış alanından çıkaran, değer alanına tahsis ediyorlar. Daha sonra Sekularistler dinin toplumsal alanla herhangi bir ilgisi olduğunu inkâr ederken dine elbette "saygı duyduklarını" bize garanti edebilirler.

 

Phillip Johnson'un dediği gibi, gerçek/değer ayrımı "metafiziksel natüralistlerin (doğacıların) potansiyel olarak problemli olan dindar insanları, bilimin dinî inancı ( bilgi olduğunu iddia etmediği sürece ) geçersiz kılmadığına teminat vererek onları yumuşatmaları mümkündür". Başka bir deyişle herkesin bunun bir özel /k işisel duygu meselesi olduğunu anladığı sürece. İki katlı yapı neyin gerçek bilgi olarak ciddiye alınması gerektiğini, neye yalnız gerçekleşmesi umulan dilekler olarak yol verileceğine karar veren kapı görevlisi larak işlev görmektedir .


Sadece Bir Güç Atağı mı?

Aynı bölünme Hristiyanların toplumsal alanda iletişim kurmakta neden bu kadar zorlandıklarını açıklamaktadır. İnanmayanların söylediklerimizi sürekli olarak zihinsel gerçek/değer süzgecinden geçirdiklerinin farkına varmamız bizim için çok önemlidir. Örneğin, çocuk aldırma veya bioetik veya homoseksüellik gibi önemli bir meselenin durumu üzerine fikrimizi belirttiğimizde toplumun sağlığı için önemli olan objektif bir ahlâkî gerçeği vurgulamaya eğilimliyizdir - fakat onlar bizim sadece subjektif önyargılarımızı ifade ettiğimizi düşünmektedirler. Evrenin tasarımını bilimsel kanıtı vardır dediğimizde ortaya testedilebilir bir gerçek iddiasını atıp olacakları izleme eğilimindeyizdir - fakat onlar "Dinî Haklar politik güç atağına neden oluyor" demektedirler. Gerçek/değer süzgeci söylediğimiz herşeydeki objektif içeriği anında alıp götürmektedir ve bu kapı görevlisinin yanından geçmek için bir yol bulamadığımız sürece inancımızın içeriğini kamu vicdanına getirmekte başarılı olamayacağız.

Lesslie Newbigin'in bunun için gerçeğin bölünmüş kavramının "Müjdenin kültürel tutsaklığı"nda birincil faktör olduğu konusunda bizi uyarmıştır. Bu, Hristiyanlığı özelleştirilmiş değerler üst katında tuzağa düşürdüğü gibi toplum kültürü üzerinde herhangi bir etki bırakmasını da engellemektedir. Hindistanda bir misyoner olarak 40 yıl boyunca çalışmış biri olarak Newbigin Batı düşüncesini diğerlerinden ayıranın ne olduğunu, hayatımız boyunca onun içine dalmış olan çoğumuzdan daha açık bir şekilde seçebilmekteydi. Batıya dönüşünde Newbigin, Hristiyan gerçekliğinin marjinalleştirilme tarzı karşısında şaşkına dönmüştü. Din diye adlandırılan her pozisyonun, artık objektif bilgi gözüyle bakılmayan, değerlerin bulunduğu üst kata yerleştirildiğini görmüştü.

Johnson'un dediği gibi, din "entellektüellerin genellikle, hayale dayalı inançların `eğer sana yarıyorsa´ kabul edilebildiği özel alana havale ettiği" birşeydir. Bununla birlikte toplumsal alanda uygun gözüyle bakılmazlar. Yakın zamandan sadece tek bir örnek vermek gerekirse, embriyonik kök hücre araştırması konusundaki tartışmada aktör Christopher Reeve Yale Üniversitesindeki bir öğrenci grubuna "Kamu politikası meseleleri hakkındaki tartışmalar sırasında masaya hiçbir din oturmamalıdır" demiştir.

Kamu tartışması masasında yeniden bir yer elde edebilmek için Hristiyanlar, kamuya ait ve özel, gerçek ve değer, dünyevî ve kutsal arasındaki ikiliğin üstesinden gelmek için bir yol bulmalıdırlar. Müjdeyi toplumsal gerçekliği statüsüne geri taşıyarak kültürel tutsaklığından kurtarmalıyız. Dünya görüşleri konusunda profesör olan Michael Goheen "Çağdaş batı kültüründe müjdenin parmaklıklı kafesini kilisenin gerçek-değer ikiliğindeki yeri oluşturmaktadır" demektedir. Tüm hayat üzerinde kurtarıcı bir güç olarak belirleyebilmek üzere Müjdeyi, sadece tüm gerçekliğin holistik (herşeyi kapsayan) görüşünü düzelterek serbest bırakabiliriz.

 

Zihin Haritaları

Hristiyanlığın bütün gerçeklik hakkındaki doğruluk olduğunu söylemek tam küresel bir dünya görüşü olduğu anlamına gelir. Bu terim tam olarak dünyanın görüşü anlamına gelmektedir, gerçekliğin Kutsal Kitaptan haberdar bir perspektifidir. Bir dünya görüşü bize dünya üzerinde yönümüzü etkili olarak nasıl bulacağımızı söyleyen bir zihin haritası gibidir. Tanrı'nın objektif gerçekliğinin iç dünyamızdaki damgasıdır.

Her birimizin kafasının içinde, dünyanın nasıl olduğunu ve onun içinde nasıl yaşamamız gerektiğini söyleyen evrenin bir modelini taşıdığını söylebiliriz. Hepimizin, içinde yaşadığı zihinsel ya da kavramsal bir evreni olduğuna işaret etmekte olan, dünya görüşleri hakkında klasik bir kitap yanıbaşımızdaki Evren başlığını taşımaktadır - Kimiz? Nereden geldik? Hayatın amacı nedir? gibi hayatın temel sorularına yanıt veren bir prensipler ağı. Kitabın yazarı James Sire, diğer insanlar tarafından tutulmuş olan "yanıbaşımızda" yaşayan zihinsel evrenleri anlamaları için okuyucuları çeşitli dünya görüşlerini gözden geçirmeye davet etmektedir.

Bir dünya görüşü resmi bir felsefe ile aynı şey değildir; aksi taktirde sadece profesyonel filozoflar için olmuş olurdu. Sıradan insanlar bile gerçeğin nasıl işlev gördüğü ile ve nasıl yaşamaları gerektiği ile ilgili fikirleri vardır. Tanrı'nın benzerliğinde yaratılmış olduğumuzdan hepimiz hayattan bir anlam çıkarmak için arayıştayız. Bazı fikirler bilinçsizken diğerleri bilinçlidir fakat birlikte gerçeğin az çok tutarlı bir resmini meydana getirirler. Al Welters dünya görüşleri ile ilgili bir kitabında, insanlar "tamamen keyfî fikirlere sahip olmaktan ya da tamamen ilkesiz kararlar almaktan acizdirler" diye yazmaktadır. Doğal olarak makul ve sorumluluk sahibi varlıklar olduğumuzdan "yaşamak için bir inanca, rotamızı belirleyecek bir tür haritaya ihtiyacımız olduğunu" sezmekteyiz.

Bu biçimde bir "haritaya" ihtiyacımız olduğu fikri öncelikle Kutsal Kitabın insan doğasına ilişkin görüşünden ortaya çıkmaktadır. Marksist, insan davranışının en son olarak ekonomik koşullardan biçimlendiğini söyleyebilir; Freudyen , herşeyi bastırılmış cinsel isteklere atfedebilir; ve davranışçı psikolog, insanları uyarıcıya yanıt veren mekanizmalar olarak görebilir. Fakat Kutsal Kitap yaptığımız seçimlerde önem vermediğimiz faktörün en son inancımız veya dinsel adanmamız olduğunu öğretmektedir. Hayatımız, Kutsal Kitabın Tanrı'sı veya onun yerine geçen bir başkası olsun, taptığımız "tanrı" tarafından şekillendirilmektedir.

Dünya görüşü terimi Almanca'da dünyaya bakışın bir yolu anlamına gelen Weltanschauung (Welt = dünya; schauen = bakmak) kelimesinin çevirisidir. Alman Romantizmi, resmi felsefede olduğu kadar sanatta, edebiyatta ve sosyal kuruluşlarda da, kültürlerin, hayata belirli bir bakış açısının veya çağın ruhunun ifade edildiği herkesi etkileyen karmaşık bir bütün olduğu fikrini geliştirmiştir. O halde herhangi bir kültürün ürünlerini görmenin en iyi yolu, altta yatan dünya görüşünü kavramaktır. Fakat elbette kültürler tarihin akışıyla değişmektedirler, dünya görüşünü açığa çıkaran görecelilik kavramının orijinal kullanımı buradan çıkmıştır.

Bu ifade Hristiyan çevrelerine, Abraham Kuyper ve Herman Dooyeweerd gibi Hollandalı neo-Kalvinist düşünürler aracılığıyla tanıştırılmıştır. Hristiyanların, belirli bir kültürün göreceli bir inancı olmaması fakat Tanrı'nın Sözü'ne dayalı, tüm zamanlar ve mekânlar için doğru olma özelliklerine sahip olmak üzere, eşit biçimde etraflı ve Kutsal Kitaba dayalı bir dünya görüşü - hayata dair, özel Hristiyan kültürü formlarına ulaştıran bir bakış açısı - geliştirmedikleri sürece içinde yaşadıkları çağın ruhunun karşısında olamayacaklarını tartışmışlardır.


Sadece Akademik Değil

Dünya görüşü kavramı geçerlilik kazandığı sürece tümü kolaylıkla yanlış da anlaşılabilir. Bazıları onu üzerinde uzmanlaşılacak başka bir akademik konu - bir zihin egzersizi veya " nasıl/how-to " stratejisi saymaktadır. Diğerleri dünya görüşünü sanki daha etkili aktivizm için bir araç, bir kültür savaşı silahıymışcasına ele almaktadır. Ne yazık ki, başka diğerleri de onu yeni şişirilmiş bir sözcük veya toplumun gözlerini kamaştırmak ve bağışta bulunan kimseleri çekmek için bir pazarlama hilesi saymaktadır.

Gerçek dünya görüşü düşüncesi bir akıl stratejisinden veya güncel olaylar içinde yeni bir gezintiden çok daha ötededir. Özünde ruhsal karakterimizi ve yaşamlarımızın niteliğini derinleştirici özelliktedir. Aklımızın evrenin Rabbine boyun eğmesiyle - O'nun tarafından öğretilmeye karşı bir isteklilik - başlar.



Dünya görüşü incelemelerinde lokomotif kuvvet "Tanrı Rab'bi tüm yüreğinle, tüm canınla ve tüm anlayışınla sevmeye" bağlılık olmalıdır (bkz Luka 10:27).
______________________________________

Bu yüzden entellektüel büyüme için çok önemli olan koşul ruhsal büyümedir, Tanrı'dan " Safsataları ve Tanrı bilgisine karşı diklenen her engeli yıkıyoruz, her düşünceyi tutsak edip Mesih'e bağımlı kılıyoruz " lütfunu istemektir (2. Korintliler 10:5). Tanrı sadece canların Kurtarıcısı değil aynı zamanda yaradılışın Rabbidir. Onun Rabliğini tanımamızın bir yolu da yaratılışın tüm yönlerini O'nun gerçekliğinin ışığında yorumlamaktır. Tanrı'nın sözü tüm düşüncelerimize ve hareketlerimize yeni bir perspektif sunan gözlükler haline gelir.

Kutsallaşmanın her alanında olduğu gibi aklın yenilenmesi de acılı ve zor olabilir. Esinini Mesih'e karşı fedakârlık gerektiren bir sevgiden ve O'nun Vücudu’nu, kiliseyi, oluşturmak için duyulan yakıcı bir arzudan alan çok çalışma ve disiplin gerektirir. Mesih'in aklına sahip olabilmek için Mesih'le beraber çarmıha gerilmeye, bizi nereye götürürse O'nu takip etmeye istekli olmalıyız - bedeli ne olursa olsun. " Tanrı'nın Egemenliğine, birçok sıkıntıdan geçerek girmemiz gerek» diyorlardı” (Elçilerin İşleri 14:22 ). Acı ateşleri içinde arınma sürecinden geçtikçe arzularımız saflaşır ve Rab'bin "Egemenliğin gelsin" Dua'sını yerine getirmek için, zihinsel güçlerimiz dahil, varlığımızın herbir parçasının boyun eğmesinden başka birşey istemediğimizi farkederiz. O'nun dünyada bir Hristiyan dünya görüşü geliştirilmesine yönelik amaçlarını öne almak için tüm yeteneklerimizi ve armağanlarımızı O'nun ayaklarına sermeye can atarız. Bunun anlamı O'na adanma ve hizmet yoluyla , tüm benliğimizi Tanrı'nın iradesine teslim etmemiz demektir.

 

Dünya Görüşü Eğitimi

 Bu kitap dünya görüşü konusunu üç anlayış ipliğini dokuyarak ele almaktadır.

1.Bölüm Hristiyanlığı dinsel gerçeklik alanıyla sınırlayan, çift fikirli kafalar ve parçalanmış yaşamlar yaratan dünyevî/kutsal ikiliğine ışık tutmaktadır. Kişisel bütünlüğü bulabilmek için işimizin ve hayatımızın tüm yönlerini tüm çıplaklığıyla Tanrı'nın idaresine ve gücüne bırakmaya istekli olmalıyız. Bu şekilde dünya görüşü düşüncesi neşe ve tatminkârlığa giden zengin bir bulvar olduğu kanıtlanmış olur - Tanrı'nın gerçeklik ışığından bir kıvılcımın hayatımızdaki her köşeyi aydınlatmasına izin vermenin bir yolu olur.

Bu bölüm ayrıca pratik ve kullanışlı bir dünya görüşü eğitimi sağlamaktadır. Herhangi bir alana Kutsal Kitap temelli bir dünya görüşü aşılayabilmeniz için Yaratılış, Düşüş ve Kurtuluş'un yapısal elemanlarını kullanmak yoluyla somut adımlarla ilerlemenizi sağlayacaktır. Hristiyan olmayan dünya görüşlerini de analiz ederek size İnanç Savunması pratik olanağı da verecektir. Ne de olsa her felsefe veya ideoloji aynı temel soruları yanıtlamak zorundadır:

 

1. YARATILIŞ: Herşey nasıl başladı?

2. DÜŞÜŞ: Yanlış giden neydi? Kötülüğün ve acının kaynağı nedir?

3. KURTULUŞ: Bunun için ne yapabiliriz? Dünya nasıl tekrar iyi hale getirilebilir?

 

Bu çerçeveyi uyarlayarak Kutsal Kitaba dayalı olmayan görüşleri belirleyebilir ve sonra da nerede bir yanlışları olduğunu görebiliriz.

2.Bölüm Yaratılış'tan, herhangi bir dünya görüşünün temel başlama noktasından giriş yapmaktadır. Batı'da hüküm süren yaratılış efsanesi Darwinci Evrimdir; dolayısıyla çalışma alanımız ne olursa olsun işe Darwinizm'i eleştirerek başlamalıyız - hem bilimsel iddialarını hem de ima ettiği dünya görüşünü. Bu bölümde bilimin son bulgularının Akıllı Tasarım (Tasarım Mucizesi) kavramını desteklerken naturalist (doğacıların) teorileri nasıl lekelediğini keşfedeceksiniz. Darwinizmin Amerika'nın sosyal ve yasal kuruluşlarını bile yeniden biçimlendirerek saldırgan bir şekilde ve yıkıcı etkilerle nasıl bilimin sınırlarının çok ötesine taşındığını öğrendiğinizde şaşırabilirsiniz.

3.Bölüm Müjdecilerin neden güçlü bir dünya görüşü geleneğine sahip olmadıklarına tarihin bir penceresine dikkatle bakmaya ayrılmıştır. Neden dünyevî/kutsal ayrımı bu kadar katıdır? Burada tarihte ve Amerika'da Müjdeciliğin mirası konusunda bir tur atmak için günümüzden bir adım geriye gidiyoruz. Geçmişimizin tavan arasının altını üstüne getirerek bugünkü düşüncemizi şekillendirmeye devam eden miras alınmış kalıpları teşhis edebiliriz. Dünya görüşüne dair kendi kendini çürüten engelleri belirlemeyi öğrenebiliriz.

4.Bölüm bize dünya görüşü düşüncesinin kalbinin pratik ve kişisel uygulamalarında yattığını hatırlatmaktadır. Aklımızın yenilenmesi ancak tüm benliğimizin Mesih'in Rabliğine teslim etmemiz yoluyla mümkündür. Sadece "Oysa gerekli olan tek bir şey"in var olduğunu farketmeli (Luka 10:42) ve Mecdelli Meryem'in yaptığı gibi İsa'nın ayaklarının dibinde oturup O'ndan öğrenmeye istekli olmalıyız. Sahip olduğumuz düşmüş doğamız nedeniyle tipik olarak üzüntü, kayıp veya adaletsizlik darbeleriyle bacaklarımız yerden kesilmedikçe Rabbin önünde gerçekten oturmuyoruz. Ancak hayallerimiz ve isteklerimiz bizden alındığında kendimiz için ölmüş sayılıyoruz. Mesih'in ölümünde ve yeniden dirilişinde Onunla birleşmemiz - Mesih'in benzerliğine uymamız için - kalbimizin ve aklımızın kutsallaşmasına giden tek yoldur.

Nancy Pearcey

Alınan kısım Nancy Pearcey's Total Truth isimli kitabından alıntıdır.
Kaynak: <Makalenin İngilizce Kaynağı >
IsaMesih.Org için çeviren. L. K.


Bazı devlet büyüklerimizin sözlerinden alıntılar:

Erdoğan: Atatürk doktirin veya ideoloji vazetmedi

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Atatürk'ün bir doktrin ya da ideoloji vazetmediğini, herhangi bir ideolojiye dayanma gereği hissetmediğini belirterek, “O'nun dünya görüşünün temeli akılcılıktır” dedi.
...
Erdoğan, konuşmasını şöyle sürdürdü:
   
“Demokrasinin ve toplumsal barışın teminatlarından biri olan laiklik, iki boyutlu bir kavramdır. Laikliğin birinci boyutu devletin din kuralları dışında yapılandırılmasıdır. İkinci boyutu ise devletin bütün dini inançlar karşısında tarafsız, eşit mesafede bulunması ve bireylerin din ve vicdan alanındaki özgürlüklerini teminat altına almasıdır. Bu manada laiklik, cumhuriyetimizin temel ve birleştirici bir niteliğidir. Atatürk'ün hayata geçirdiği bu kavram ve ilkeler, onun akılcı ve tekamülcü bakışına uygun olarak dinamik ve gelişime açık bir biçimde yorumlanmalıdır."

Hürriyet Online
Kaynak:
http://www.hurriyetim.com.tr/haber/0,,sid~1@w~457@nvid~493978,00.asp




Egemenlik tektir

Sezer, 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı mesajında, "Tekil devlet, özel yaşam alanında kalmak koşuluyla alt kimlikleri benimser" dedi

Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer ve Genelkurmay Başkanı Orgeneral Hilmi Özkök, 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı mesajlarında, AB'nin 6 Ekim İlerleme Raporu sonrasında gündeme gelen "azınlık" tartışmasına katıldı. Sezer, "Türkiye Cumhuriyeti kurulurken 'tekil devlet' modeli benimsenmiştir. Tekil devlette, ülke de, ulus da, egemenlik de tektir ve bölünemez" dedi.
"Cumhuriyetimizin 81. yılını kutladığımız bu günde, yurdun ve ulusun bölünmez bütünlüğünü korumaya ant içmiş bir Cumhurbaşkanı olarak, Türkiye Cumhuriyeti'nin çok önemli gördüğüm bir niteliği üzerinde durmak istiyorum" diyen Sezer, şunları kaydetti: "Türk ulusu siyasal bir kavramdır ve Atatürk milliyetçiliği esasına dayanır. Atatürk milliyetçiliği, Türkiye Cumhuriyeti'ne vatandaşlık bağıyla bağlı herkesi Türk ulusundan sayan, etnik köken, dil, din ve mezhep gibi nedenlerle yapılacak her türlü ayrımcılığı reddeden, birleştirici ve bütünleştirici bir anlayışı içerir. Türk ulusunda sayılmanın tek koşulu vatandaşlık bağıdır. Yüce önder Atatürk'ün, 'Ne mutlu Türk'üm diyene' sözü bunu en iyi biçimde anlatmaktadır. Tekil devlet, özel yaşam alanında kalmak koşuluyla alt kimlikleri benimser. Çünkü, farklı alt kimlikler toplumun zenginliğidir."

Milliyet Online
Kaynak: http://www.milliyet.com.tr/2004/10/29/siyaset/asiy.html





Laiklik toplumu din tacirinden korur
6 Şubat 2005

Yargıtay’ın laiklik karşıtı sözlerin suç olmadığına ilişkin kararı, bu ilkenin Anayasa’ya girmesinin yıldönümüne denk geldi. Devletin zirvesinde yapılan laiklik yorumları, farklı bakış açılarını da ortaya koydu.

Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer, Başbakan Tayyip Erdoğan, TBMM Başkanı Bülent Arınç laiklik ilkesinin Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’na girişinin 68. yıldönümü dolayısıyla birer mesaj yayımladı. Yayınlanan mesajlar özetle şöyle:

Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer:

YAŞAM BİÇİMİ

Laiklik, yalnızca din ve devlet işlerinin ayrılması değil, yurttaş olmaktan ulus olmaya kadar, duygu ve düşüncede, yönetim ve yaşamdan çağdaş tutum, bilimsel yöntem ve akılcı yaklaşımı öngören bir dünya görüşü ve yaşam biçimini benimsemektir. İnanç bireyin vicdanı, iç dünyasıyla ilgilidir. Laik birey, inanç dünyası ile günlük yaşamını birbirinden ayıran; inancının dünya yaşamını etkilemesine izin vermeyen bireydir. İnanç dünyası ile ilgili uygulamalar, bireyin vicdanındaki kutsal yerinde kalmalıdır. Bireyin yurttaş olarak yaşamı ise bireyin tüm dış dünyası ile ilgilidir. Vicdanlarda yaşayan inanç, korku ve çıkar hesabından kurtularak sevgiye dönüşür ve yücelir. Demokrasi, ancak, aydınlanma sürecini yaşayan ve dinsel baskıdan kurtulabilen toplumlarda gelişebilmektedir. Siyasal iktidarın düzenlenişinde dinsel inanç ve kurallar belirleyici olmamalı, siyasal iktidar modeli, dinsel öğretilerden bağımsız biçimde oluşturulmalı ve uygulanmalıdır. Laiklik, kişisel çıkarları için dini sömüren kötü niyetli kişilere, eylem ve girişimlere karşı toplumu korumakta, kamusal yaşam ve devlet düzeninde, çağdaş ilkelerin egemen olmasını sağlamaktadır.

Hürriyet Online
Kaynak: http://www.hurriyetim.com.tr/haber/0,,sid~1@w~2@nvid~533357,00.asp





Bazı yazarlarımızdan alıntılar:

Türkler Avrupalıların Korkusunu anlamıyor
Ragıp Duran'ın Yaşar Kemal ile Söyleşisi

Türkiye genç nüfusuyla Avrupa'ya büyük katkıda bulunacak. Doğu ve Batı kültürleri birbiriyle çelişmiyor. Türkiye'nin üyeliği barış ümidini de artıracak.

...
Türkiye'nin AB'ye girmesinin Arap-Müslüman dünyada olumlu etkileri olabileceğini düşünüyor musunuz?
Arap dünyasının en büyük sorunu moderniteyle uyum içinde olmaması. Örneğin idam cezası. İdam cezasını yasaklamadan çağdaş olmak mümkün değil. Artık evrensel bir kültür var, evrensel değerler var. Avrupa Birliği'ni kuran da bunlar. Ben, Türkiye'nin laik bir ülke olarak AB'ye girişinin bir örnek teşkil edeceğine, teşvik edici olacağına inanıyorum. Laik olmak İslam'dan vazgeçmek değil, dinin öncelikle özel hayatın ve kişisel vicdanın işi olduğunu kabul etmektir. Müslüman dünya, evrensel kültürü kabul ederse bundan zararlı çıkmayacaktır.


Radikal Online
Kaynak: http://www.radikal.com.tr/haber.php?haberno=136358


Türkiyede Kozmogoni
Murat Belge

Daha önce de birkaç kere yazmıştım: Türkiye, bu çağda, dini bir takıntı olarak yaşayan bir toplum. Bunun nedenleri var elbette. Bütün Osmanlı geçmişi, din vurgusuyla dolu. Ama bunun aynı zamanda çok toplumsal bir din olduğunu, dolayısıyla yalnız 'inanç' alanını değil, hayatın her yanını kapsadığını eklemek gerek.

Üzerine 'modernleşme' geliyor. Bunun aldığı biçimler de toplumun diniyle yaşamasını daha sorunlu şekillere getiriyor. Bugün hâlâ bu sorunları aşabilmiş değiliz; ama sanırım bir denge bulma aşamasının arifesindeki son itiş kakış evresindeyiz...

Radikal Online
Kaynak: http://www.radikal.com.tr/haber.php?haberno=140496



Okunması tavsiye edilen İngilizce kaynaklar (İngilizce)

Recommended Reading
from Nancy Pearcey

Editor's note: We have edited Nancy's list, leaving out books that are currently unavailable.
For the complete list, we recommend you pick up a copy of Total Truth for yourself.

In the following list I have not sought to give a comprehensive listing of resources (for additional titles, see the footnotes). Instead I have focused on works that are particularly helpful in giving a worldview perspective on topics addressed throughout the book. Nor have I given a complete summary of each resource, instead highlighting only the themes that contribute to a better understanding of Christian worldview.

PART I:
Grafting a Christian Worldview

Albert M. Welters: Creation Regained: Biblical Basics for a Reformational Worldview
A great place to begin in understanding worldview concepts such as the structural elements of Creation, Fall, and Redemption.

C. S. Lewis: Miracles, Mere Christianity, The Abolition of Man and God in the Dock: Essays on Theology and Ethics.
Lewis's books are indispensable for anyone who aspires to develop a Christian mind. His apologetics arguments are presented in such a lucid style that they can be understood by those with no philosophical background.

Paul Marshall with Lela Gilbert, Heaven Is Not My Home: Living in the Now of God's Creation
A delightful, colorful introduction to Christian worldview thinking. Marshall explains the framework of Creation-Fall-Redemption (he adds a fourth category: Consummation), and then explores what those categories mean for topics such as work, politics, the arts, and technology. The provocative title is meant to press home the theme that God's creation is good, even though fallen, and that our final destiny is not to live in a disembodied state but to inhabit a new earth.

James Sire, The Universe Next Door: A Basic World View Catalog
Sire lines up various philosophies side by side, from theism to naturalism to New Age pantheism to postmodernism, comparing their answers to basic worldview questions such as: What is ultimate reality? What is human nature? Where is human history going? Working through Sire's comparisons provides a good lesson in how to do worldview analysis.

John Stott, Your Mind Matters
A small classic that I read myself as a recent convert to Christianity, and which has remained popular for three decades. Gives a forceful defense of the importance of the mind in Christian discipleship.

J. P. Moreland, Love Your God with All Your Mind: The Role of Reason in the Life of the Soul
Moreland makes a powerful case for the role of the mind in spiritual growth.

Gene Edward Veith, Loving God with All Your Mind: Thinking as a Christian in the Postmodern World
Veith urges Christians to affirm what is good about modernity, while exposing what is false and harmful. He has written several other books with a strong world-view perspective: a book on literature (Reading Between the Lines), one on the arts (State of the Arts), and another on postmodernism (Postmodern Times). All are recommended as informative yet accessible treatments of the impact of worldviews.

David Naugle, Worldview: The History of a Concept
Naugle has done great service in tracing the source and development of the con­cept of "worldview" from the time the word was coined back in 1790 by Immanuel Kant ("Weltanschauung"). The term later was used by thinkers from Abraham Kuyper to Carl F. H. Henry to Francis Schaeffer to urge that Christianity must be understood as a comprehensive, holistic philosophy of life.

Abraham Kuyper, Lectures on Calvinism
A good primer on Dutch neo-Calvinism. Kuyper argues that secularism is a comprehensive worldview, and that Christians will not be able to counter it unless they develop an equally comprehensive biblical worldview. He bases the call to world-view thinking on the Calvinist emphasis on God's sovereignty, which implies that the Lordship of Christ is meant to extend over all aspects of society—politics, sci­ence, the arts, and so on. This is not a theocratic vision, for the task is not to be accomplished by ecclesiastical control (that was the mistake of the Middle Ages) but rather by persuasion.

 

The Two-Realm Theory of Truth

Francis Schaeffer, Escape from Reason, The God Who Is There (also available in The Complete Works of Francis A. Schaeffer, and The Francis Schaeffer Trilogy)
In these books, Schaeffer explains the history of the two-story division of knowledge, often referred to today as the fact/value split. He also describes his highly effective apologetics method, which combined elements of both evidentialism and presuppositionalism.

Lesslie Newbigin, Foolishness to the Greeks: The Gospel and Western Culture
When Newbigin returned to the West after forty years as a missionary in India, he was struck by the way the fact/value split keeps Western Christianity locked into the private sphere of personal values. He writes persuasively on the need to pre­sent the gospel instead as "public truth."

 

Applications of Worldview

Gene Edward Veith, God at Work: Your Christian Vocation in All of Life
Veith offers a good discussion of the Reformation theme of Christian vocation, which rejected the secular/sacred dualism while giving spiritual meaning to every kind of work.

John D. Beckett, Loving Monday. Succeeding in Business "Without Selling Your Soul
Influenced by Schaeffer, Beckett does a nice job of introducing worldview principles to men and women involved in business.

 

PART 2
Darwinism and Intelligent Design

Denyse O'Leary, By Design or By Chance? The Growing Controversy over the Origin of Life in the Universe
Written in clear, punchy prose, this book takes an objective approach aimed at the undecided, so it is a good book to hand to friends who are not Christian. A former textbook writer, O'Leary maintains an informative tone, and includes lots of little text boxes with interesting tidbits.

Jacques Barzun, Darwin, Marx, Wagner: Critique of a Heritage
Barzun's classic treatment of the philosophical issues at stake in Darwinism remains instructive. "By substituting Natural Selection for Providence, the new sci­ence . . . had to become a religion."

Jonathan Wells, Icons of Evolution
This is a great place to begin if you are new to the topic of Intelligent Design. Wells dissects what's wrong with the images employed most frequently to support Darwinism in textbooks and museums—the images that were no doubt implanted in your mind as a child, and that your own children will encounter as well.

Phillip E. Johnson, Reason in the Balance: The Case Against Naturalism in Science, Law, and Education and The Wedge of Truth: Splitting the Foundations of Naturalism
As a lawyer, Johnson has led the way in framing the logic of the case for Intelligent Design. He is also adept at describing the broader cultural implications of Darwinian naturalism. In these two books, he highlights the way Darwinism cements the fact/value split, keeping Christianity marginalized in the private sphere.

Michael Behe, Darwin's Black Box: The Biochemical Challenge to Evolution
Behe teaches science writing as well as biochemistry, which explains why his book is written in such a clear and readable style, sprinkled with illustrations and analogies to bring it to life for the ordinary reader. Behe explicates the concept of "irreducible complexity," arguing that it cannot be accounted for by any gradualist, Darwinian process.

Neal Gillespie, Charles Darwin and the Problem of Creation
Gillespie focuses the debate over Darwinism on the question of what constitutes genuine knowledge. Darwin's goal, he shows, was to change the very definition of scientific knowledge to permit only unguided natural causes.

William A. Dembski, Intelligent Design: The Bridge Between Science and Theology
Dembski is a prolific theorist for the Intelligent Design movement. He has devel­oped a three-stage Explanatory Filter to formalize the criteria we employ in deter­mining whether an event is the product of chance, law, or design.

Collections with Various Authors

Mere Creation, edited William A. Dembski
A collection of substantial, sometimes technical essays given at the conference that officially started the Intelligent Design movement. The range of essays gives a sense of the breadth of issues involved in the debate.

Signs of Intelligence: Understanding Intelligent Design, edited William A. Dembski and James M. Kushiner
A less technical collection of essays on Intelligent Design theory, suitable for a general audience.

Darwinism, Design, and Public Education, edited John Angus Campbell and Stephen C. Meyer
What makes this book significant is, first, that it was peer-reviewed and published by a mainstream university press. Second, it contains essays by both proponents and critics of Intelligent Design theory, engaging in genuine dialogue (though the pros outnumber the cons). Third, it contains some of the most recent, cutting-edge arguments.

Uncommon Dissent: Intellectuals Who Find Darwinism Unconvincing, edited by William A. Dembski
A fascinating collection of essays by public intellectuals from various theological perspectives who explain their reasons for questioning Darwinism.

 

 

PART 3:
Evangelicalism and its History

Roger Finke and Rodney Stark, The Churching of America 1776-1990: Winners and Losers in Our Religious Economy
Written in readable, even sprightly prose, this book by two sociologists shows why evangelicalism has been such a powerful and vibrant force on the American reli­gious scene. The authors explain why, historically, the evangelical denominations outstripped the established churches, and why evangelical groups continue to thrive and grow today.

Mark Noll, The Scandal of the Evangelical Mind
A good place to start in seeking to understand why evangelicalism has historically had a weak intellectual tradition. "The scandal of the evangelical mind is that there is not much of an evangelical mind," Noll writes, adapting the most famous line from Harry Blamires's classic book The Christian Mind. Focusing on fundamen­talism, Pentecostalism, and dispensationalism, Noll diagnoses the negative effect these movements have had on Christian intellectual life.

Os Guinness, Fit Bodies, Fat Minds: Why Evangelicals Don't Think and What to Do About It
A semi-popular treatment of anti-intellectualism in American evangelicalism. Guinness argues that "the real damage to evangelicals was self-inflicted," through internal trends such as pietism, primitivism, and populism.

lain Murray, Revival and Revivalism: The Making and Marring of America Evangelicalism 1750-1858
Murray cites frequently from original sources, conveying a good firsthand sense of the revivalists' warm piety and earnest efforts to bring people to salvation. He also explains why some supporters of the revival movement later broke away. objecting to new high-pressure techniques touted as the means to guarantee sure-fire, near-mechanical results.

Richard Hofstadter, Anti-Intellectualism in American Life
This older treatment still contains large elements of truth, especially in its critique of the anti-intellectual elements within evangelicalism.

David Bebbington, Evangelicalism in Modern Britain: A History from the 1730s to the 1980s
To put American evangelicalism within a wider context, it is good to understand evangelicalism in Britain as well.

 

The First Great Awakening

Ronald Knox, Enthusiasm: A Chapter in the History of Religion
As a Catholic, Knox started out as a critic of pietism and evangelicalism. But after spending a decade studying figures like Wesley and Whitefield, he ended up with a profound appreciation for the evangelicals' sincere and dedicated commitment to the gospel.

Alan Heimert, Religion and the American Mind: From the Great Awakening to the Revolution
Heimert gives a good account of the emerging conflict between "head" and "heart" in the First Great Awakening, though his interpretation of the relationship between the awakening and the American Revolution remains controversial.

Patricia Bonomi, Under the Cope of Heaven: Religion, Society, and Politics in Colonial America
Bonomi stresses how the revivalists "rehearsed" themes of autonomy and popu­lar sovereignty that contributed to the revolutionary mentality in America's drive for independence from Britain.

Nathan O. Hatch, The Sacred Cause of Liberty: Republican Thought and the Millennium in Revolutionary New England
Hatch emphasizes the identification of religion with revolutionary politics that was characteristic of the First Great Awakening. Whereas religion had traditionally concerned itself with holiness, religious leaders in pre-Revolutionary America became concerned with liberty. Whereas the enemy of religion had traditionally been identified as heresy, it was now identified as tyranny.

Harry Stout, The Divine Dramatist: George Whitefield and the Rise of Modern Evangelicalism; Stephen Marini, Radical Sects of Revolutionary New England
Both books give a somewhat critical perspective on Whitefield as the initiator of many of the trends that have become problematic in evangelicalism today—the emotionalism, the focus on celebrities, the use of commercial marketing techniques, and so on. Balance this interpretation with the more positive account in Arnold Dallimore, George Whitefield: The Life and Times of the Great Evangelist of the 18th Century Revival.

 

Second Great Awakening

Nathan O. Hatch, The Democratization of American Christianity
If you want to understand the history of American evangelicalism, this is the place to begin. It focuses on the Methodists, Baptists, Disciples, and other groups once dismissed as "upstarts" by the established churches, but whose form of spirituality has become in many ways the most widespread and defining form of spiritual­ity in America today.

Richard T. Hughes and C. Leonard Alien, Illusions of Innocence: Protestant Primitivism in America, 1630-1875
An excellent description of the tendency toward "primitivism" in American evangelicalism—the idea that it is possible and desirable to throw aside centuries of church history and recover the original New Testament church.

Donald M. Scott, From Office to Profession: The New England Ministry, 1750-1850
A fascinating account of changes in the concept of the ministry from colonial times, when parishes were localized, communal, stable, hierarchical, and integrated into the whole of society—to the modern conception of the church as merely one marginalized segment of a society, competing for power and influence, and offering a career track for aspiring religious professionals.

Gordon S. Wood, The Creation of the American Republic, 1776-1787; and The Radicalism of the American Revolution: How a Revolution Transformed a Monarchial Society into a Democratic One Unlike Any that Had Ever Existed
An outstanding historian, Wood explains how American concepts of social order changed from the classical republicanism of the colonial period, embracing hierarchy and deference, to a post-revolutionary embrace of democratic individualism. These social and political trends influenced the church, feeding into the "democratization" of Christianity described by Hatch. For a short introduction to Wood's thought, see his essay, "Religion and the American Revolution," in New Directions in American Religious History, ed. Harry Stout and D. G. Hart (New York: Oxford University Press, 1997).

Joyce Appleby, Capitalism and a New Social Order: The Republican Vision of the 1790s
In this short, readable book, Appleby describes the same trend treated by Gordon Wood—the rise of democratic individualism—while focusing more narrowly on the economic sphere.

Michael Gauvreau, "The Empire of Evangelicalism: Varieties of Common Sense in Scotland, Canada, and the United States," in Mark Noll, David Bebbington, and George Rawlyk, eds., Evangelicalism: Comparative Studies of Popular Protestantism in North America, the British Isles, and Beyond, 1700-1990
This Canadian historian is particularly attuned to how evangelicalism, despite its premodern message of sin and salvation, actually contributed to the ethos of modernity.

Gary Thomas, Revivalism and Cultural Change: Christianity, Nation Building, and the Market in the Nineteenth-Century United States
As a sociologist, Thomas is interested in the "plausibility structures"—the social and economic changes—that rendered the evangelical theology of the revivalists more attractive to Americans than the older Calvinist theology.

 

Evangelical Intellectual Traditions

George Marsden, Understanding Fundamentalism and Evangelicalism; Fundamentalism and American Culture: The Shaping of Twentieth-Century Evangelicalism, 1870-1925
The doyen of evangelical historians, in these books Marsden offers an intellectual history of evangelicalism.

George Marsden, The Soul of the American University: From Protestant Establishment to Established Nonbelief
A comprehensive account of how American universities, most of which were founded as Christian institutions, eventually gave way to secularism. Marsden goes on to argue that today's secularized universities, which pride themselves for their diversity, have no reason to practice the deliberate exclusion of religiously based thinking.

Peter Berger, Facing Up to Modernity: Excursions in Society, Politics, and Religion
Berger describes the rise of the dichotomy between public and private spheres in modern society, explaining how both the church and the family have been privatized and marginalized.

Robert Griswold, Fatherhood in America: A History
As the Industrial Revolution took fathers out of the home, fatherhood was steadily devalued. Instead of passing on essential skills to prepare their children for adult­hood, men were reduced to mere breadwinners, invisible throughout most of the day. With the rise of fields like child development and child psychology, a class of professionals began to take over the role of fathers in decreeing how children should be raised.

Christopher Lasch, Haven in a Heartless World: The Family Besieged
In this classic book on the history of the family, Lasch explains how it has been marginalized, privatized, and devalued in modern society. The home has been stripped of its historic functions and reduced to a place of merely emotional succor.

 

PART 4:
Applied Worldview

Francis Schaeffer, True Spirituality
Schaeffer speaks to the crucial need to apply Christian worldview in the personal and practical domains, so that it does not become merely an abstract set of ideas. Those who aspire to develop a Christian mind must follow Christ to the Cross— accepting suffering as a means of dying to old sinful patterns of behavior, in order to be resurrected with the mind of Christ.

Francis Schaeffer, The Finished Work of Christ: The Truth of Romans 1-8
In these Bible studies, Schaeffer works out in detail the message of dying to per­sonal zeal and ambition, in order to live in Christ's resurrection power, so that we may become "life-producing machines." "We produce either life or death as peo­ple around us either accept or reject God because of what we say to them and how we live before them."

Francis Schaeffer, No Little People: Sixteen Sermons for the Twentieth Century
The sermon "The Lord's Work, the Lord's Way" is particularly relevant, warning that God will not honor those who try to do His work in their own strength. Christians must demonstrate something more than sheer activism, which the world can duplicate.

Gene Edward Veith, The Spirituality of the Cross: The Way of the First Evangelicals
Luther said Christian spirituality is focused not on glory (that comes later, with Christ's return) but rather on the Cross—on identification and participation with the sufferings of Christ, finding renewal through an inversion of the world's values.

Ken Blue, Healing Spiritual Abuse: How to Break Free from Bad Church Experiences; David Johnson and Jeff VanVonderen, The Subtle Power of Spiritual Abuse: Recognizing and Escaping Spiritual Manipulation and False Spiritual Authority Within the Church
The suffering that Christians encounter in this life may come through relationships. Unhealthy relationships with a spiritual dimension—e.g., in a church or parachurch ministry—have dynamics that are unique enough that some have coined the phrase "spiritual abuse." These books describe situations where lead­ers use their spiritual authority to control and dominate others instead of serving them—using people to meet their own needs for importance, power, and image.


 

This excerpt has been adapted from Nancy Pearcey's Total Truth, published by Crossway Books.

©2004 Nancy R. Pearcey

 
http://www.hristiyan.org/tutsaklik/index-2.htm